Diriliş ve alegori
Bir tür sanal diriliştir alegori. Gerçek anlamdaki dirilmeyle bir ilgisi yoktur; buradaki kanlı canlı alegorik formların. Yeşim Şahin Öç'ün heykelleri ortaya konulan yaratıcılıkları gereği hem alegorik şifreleri kendisine ait, hem de biçim dünyaları gereği yeni, dahası ilginç bir dilin peşinden gider.
Alegorinin dirilişi, bir başka anlamda, gerçeğe kırpılan gözün ne denli açık olduğunun bir işaretidir. Fakat bu diriliş kapsamında, yapıtı anlamlandırma ve konumlandırma çabaları, asla göz ardı edilemeyecek bir süreci bu heykellerle ilgili olarak devreye sokar.
Bu sergide yer alan başlar hem idealist, hem realist unsurları içermekte, yanı sıra her ikisinin karşılıklı şekilde oluşturduğu bir koroyla mitolojik kozmosunu da gündeme getirir ve bu kozmostan güç alır. Adeta her heykel, kendi yazgısını dile getiren, hatta ele veren ezgilerin ortaya konulmasını sağlar.
Yeşim'in heykelleri içerik yönünde simgeci, biçim yönündeyse romantik bir söylemin ardında yer edinir. Simgeler aracılığıyla bir taraftan gerçeğe bağlanırken, diğer taraftan ironik tanımlamaların oluşmasını sağlar. Acı, gülümseme, boşlukta salınma, veya anlam verilemez bir konstrüksiyonun heykele adapte olması vb., bütün bunlar, genel kozmosun büyük gayretlerle oluşturduğu belirli dozlardaki romantik çıkışların dil bulmasına ve kendini tam anlamıyla ortaya koymasına izin verir.
Yeşim'in ortada varolan heykelleri temelde hep bir gerçekten çıkış bulmayı da ihmal etmezler. Bu gerçek, çeşitli etmenlerle idealize olur ve o andan itibaren romantik bir mecrayı izleyiciye açar. İşte bütün bu olay, söz konusu mecranın coşup coşmamasıyla ilgilidir bundan böyle. Burada coşma diye adlandırdığımsa, neredeyse alıp başını gidecek kadar özgürleşmiş yaratıcılığın müthiş etkileyici ve vurucu olma gayretlerinden başka bir şey değildir.
Bir çeşit mitolojik söylemden yola çıkan tanrı ve tanrıçalarınızı ne denli özgür bırakırsanız, o denli kuvvetli mitoslar ve buna bağlı eposlar oluşturursunuz. Öyleyse, Yeşim'in heykellerinin yine kendine dönük mitolojik kaygılarının yanında, bu kaygıların üstünde ve başka anlam katmanlarını oluşturma gayretleri olduğunu ifade edebilirim.
Bu heykellerin çıplak bir görme ile biçimleri, boşlukta farklı, fakat anlatımcı yöne kuvvet veren elemanlarla birleşir. Anlatımcılığa, gene anlatımcılık gayreti içinde olan elemanlar kesinlikle destek verir. Bu destek, Yeşim'in bulgulayıcı ve buluşçu çabalarını ileri iterek, adeta bir sürprize dönüşen görüngüler dünyasının katkıları biçiminde şekillenir. Kanımca bu sürpriz olarak nitelendirdiklerim, heykellerde anlatımcılığın önem noktalarını teşkil ederler. Bu öyle bir anlatımcılıktır ki, bir taraftan simgecidir ve bu simgeci dil, heykeltıraşın kendisine ait olan ikonografisi ve ikonolojisinin yavaş yavaş belirmesini sağlar.
Ben, Yeşim'in heykel anlayışındaki her bir figürün, bir diriliş olayının parçası olduğunu düşünüyorum. Bu da şu demektir: Her bir heykel yeniden varolmayı temsil etmektedir. Bu varoluş hem bu dünyayla, hem de ironiler dünyasıyla ilgilidir. Aslında buradan, heykellerin bir eleştirel boyutla ilişkisi olduğunu belirtmek de yanlış olmasa gerek.
İnsan yaşadıkça ve varoldukça, birey ve toplum eleştirilerine, sanatın hemen her türünün bir şekilde destek verdiği dikkati çekmiştir. Fakat bu, "toplum için sanat" anlayışı gibi direkt ve hemen siyasi ideolojinin aleti durumuna gelecek bir eğilim yerine, Yeşim'in de yaptığı gibi "sanat sanat içindir" anlayışından hareketle, önce plastik-biçimsel olana yaklaşma, onu çözüp halletme, daha sonra içeriğe yönelme şeklinde doğru olan bir stratejiden gücünü alır. Bence Yeşim'in heykellerinde en başta bunu görmek gerekiyor.
Şimdi iş dönüyor, dolaşıyor ve şuraya geliyor: "Hiçbir şey, ne sanat, ne bilgi ayakta kaldı, kalan sadece şaka ve gösteriş..." gibi bir yargının durumunu değerlendirmek, bu yargının üzerinde düşünce yönünde yoğunlaşmak ve özellikle Yeşim'in heykel anlayışı doğrultusunda bu yargının bir değerlendirmesini yapmak... Bu noktada Yeşim, ilk bakışta sanat ve bilgi olanaklarının hemen hepsinin iletişim araçları gereği deşifre olduğunun kesinlikle farkındadır. Ve ayrıca bugün dünyada etik oluşumların da bilgi ve sanatın gayretleriyle paramparça edildiğini de bilen bir us ile hareket eder. Öyleyse geriye, gerçekten ortaya konulanlar itibariyle sadece şaka ve gösterişin kaldığını o da bilmektedir. Fakat burada, heykel sanatının bir biçim sözlüğü olduğundan ve bu biçim sözlüğünün de elzem olarak ve ne olursa olsun kullanılması gerektiğinden yola çıkarak, gene de sağlam bir yapısallık ile sunulması gerektiği, yanı sıra belki de geri kalan taraflarda da işin gösterişe değil ama, biraz şakaya-ironiye dönüştüğü gibisinden çok çıplak bir gerçeğin de farkındadır ve bunun da altını çizmeye çalışır. Bence sanat da, bilgi de ayaktadır, fakat unutulmaması gereken ayakta olan sanat ve bilginin "işlevsel olanıdır", o kadar. Bu işlevsel olanı ortaya koymak ise, kişi usuyla ilgili, öyle herkeste kolay kolay bulunmayan özelliklerden biri olarak dikkati çeker. O zaman bence bu yazının özeti, özü ve bir sonuç cümlesi olarak şu söylenebilir diye düşünüyorum: "Yeşim Şahin Öç, dile getirdiklerimin kesinlikle farkındadır ve bu farkında oluşla beraber tartışmalarını, sorunsallarını ve çözüm önerilerini geliştirecek ve sunmaya devam edecektir. Sanırım bu bağlamda, Yeşim'in her bir heykelini çözüm arayan bir öneri olarak görmekse en doğru olanıdır".
Özkan Eroğlu
Bostancı, Ocak 2006