Bir Akşamüzeri Parapraksisi
"Sanatçı olmak yalnızca insan olmanın bir biçimidir"
Lou Andreas Salome
Bir süreden beri üzerinde aralıklarla çalıştığım heykeli bitirmiş, oturmuş karşısına yabancı bakışlarla seyrediyorum onu. Gözlerim, gayri ihtiyari inşa çalışmalarına devam etmekten de vazgeçmek niyetinde değil henüz. Yaşamın böyle ruhsal transfer anlarının iç burkan taraflarından mıdır? Tutumlarımın hayata geçiyor olmasının tedirginliğinden midir nedir? Bugün daha öncelerde de olduğu gibi hüzün-şaşkınlık-dalgınlık arası duygular var içimde yine.
İlişmelerinin halleri insanın! Kendine yaklaşmalarının halleri! Kendinin, topluluk içinde kaybolmuş o kaotik kendini bulma isteğinin halleri! Biçim ile içerik nüansları, biçimden yana eğilimler.
"Giacometti'nin yazıları"nı okumaya takılı kalıyorum biraz. Bir kez daha tanık oluyorum ki kendi öz yaşamının, yarattığı nesnenin özüne uygun düşüyor olması sanata yakın duran kişiliklerin sanatsal kaygılarının önemli göstergeleri. Yaratımlarda öz, varlığın önüne geçerken insanoğlunda varlık hali önce geliyor oysa ki. Yaratanla / yaratılan. Giacometti nezdinde tekrar,sanatta yaratan ile yaratılan ilişkilenmesinin, insanoğlunun birleşme ve kavuşma zamanlarına has yüksek duygu durumları ile benzerliklerini sorguluyorum.
Sanatçı özgürlükleri. Ve "bağlanım"ları sanatçıların, "disiplin"leri. İçinde bulunduğu zamanın çözüm bekleyen siyasal, toplumsal sorunları üzerine düşünmesi. Bunlar karşısında bir tavır almak ve dönüştürmek suretiyle sanatıyla topluma bağlanmasının gerekliliği. Ama bunları sürekli bağımsız kalmaya imtina ederek gerçekleştirmeli diye düşünürken; zihnim, siyasi bir partinin çatısı altında yanı sıra da bir spor kulübüne bağlılığıyla resim çalışmalarını sürdürmekte olan bir sanatçımıza takılıyor. Resim sanatçısının bir siyasi partiye üye olmak suretiyle bağlanıyor olmasını aklım alamıyor,hele hele ikincisini hiç kaldıramıyor. Vesileyle kullanılamayan özgürlüklerin boşlukta sallanmaya mahkum olduğuna ilişkin fikrime hak veremeden geçemiyorum.
Hazır reçeteler vermekten kaçınıp, çözüm yollarını araştırdığı sorunları imajlara dönüştürerek izleyicisine teslim eden sanatçılara, benim de sonsuz saygıyı teslim etmek geçiyor içimden.
Elbette emekle kazanılmış değerlerin, insan olma hallerimize dahil ettiği soylulukları düşünüyor, karşısına dayatılanları kınıyor oluyorum. Burjuvazinin kar hırsı ile mekanikleştirilmiş, kapitalist, menşei batıya dayalı, tüketime yönelik üretimlerine kapılan sanat çevrelerimize. "Kıymeti kendinden menkul" devlet politikalarımıza. Yıkımlara, kıyımlara. Çemberin ya içindesindir, ya da dışında yer alacaksın yaptırımları ile kafa karıştırmalara bir of çekiveriyorum.
Türk sanatı çevresinde oluşan zararlı lokalleşmelere ne demeli? Sen ben bizim oğlan çeteleşmelerine. Bu çetelerin arka planında, niyetlerinin salt "sanat"a yönelik olmadığını anıştıran, sağlam maddi güç odaklarıyla alma-vermelerine. Batı sanatı motifleriyle desteklenen endüstriyel üretimlere sanat denilebilmesinde sakınca bulmayanlara. Tüm bu tavırların bir takım kuramcılar tarafından içi boşaltılmış söylemler ile destekleniyor olmasına.
Ve derken geliyorum Sanat tanımıyla birlikte telaffuz edilemeyecek üretimleriyle sanatın el işçilerine. Kendilerini "sanat" mefhumundan gittikçe uzaklaştırarak, birbirine benzer çoğul üretimlere yönelmiş suiistimalcilerimize. Üzerlerine vazifeymiş gibi alım-satım stratejileri ile belirlemeye çalıştıkları, maksadını aşmış üretimlerine, rahmet dilemekten öte ne yapılabilir ki?
Sanat kavramıyla birlikte düşünülmesi hiç de yakışık almayan günümüzün devlet, hükümet erkanlarına. Sorular, sorular... Tüm düşünülenlerle daha da ıstırap verici hale dönüşen sanatçıların sanat kulvarında yer yurt edinme mücadelelerine, gövde gösterilerine, yapaylaşmış,tadı kaçmış sanatçı-galerici düellolarına. Sonuçlar. Tekrar eden sorunlar ve yine sorular, sorular...
Bugünlerde sanat ortamında, parapraksilere razı olmalı.
Yoksa ülkenin olmazlarıyla sonuçlar belki de bir tür Korsakoff Sendromu!..
Yeşim Şahin Öç,
Güncel, Sayı:1